Gerçeğin dağlarına umutsuzlukla çıkılmaz.(Nietzsche)Truth is not out of despair to the mountain.

Behçet BATUR / Sosyolog

• Pazartesi, Mayıs 15, 2006 - Toplumsal Degisme ve Risale-i Nur

 

 

 

                                          
                    
                                           Toplumsal Değişme ve Risale-i Nur


        Hz. Mevlânâ benim zamanımda gelseydi Risâle-i Nur’u, ben onun zamanında gelseydim Mesnevî’yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevî tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır.”
                                                                                                                                                     Bediüzzaman


        
Toplumsal değişme olgusuna Risale-i Nur'un birçok yerinde rastlamak mümkündür.Toplumsal değişmenin yapısı,yönü ve sonuçları üzerine ayrıntılı analizler Bediüzzaman tarafından yapılmıştır.Risale-i Nur toplumsal çözümlemede bulunurken bu değişim olgusuna önemli atıflarda bulunmaktadır.İslamiyetin tarih içerisindeki gelişimi ve buna paralel olarak meydana gelen toplumsal değişmeler bir arada ve karşılıklı bir etkileşim içerisinde incelenir.Sözgelimi yazının başında yer alan alıntıdan hareketle Bediüzzaman Mevlana ve dönemin Selçuklu toplumu/kültürü arasındaki işlevsellikten ve karşılıklı tamamlayıcılıktan söz eder.Mevlana'nın yaşadığı 13.yy Selçuklu toplumunun kültürel ve sosyal yapısı mevlevi bir anlayışa ve yaşayışa uygunluk arz etmekteydi.Yani Mevlana ve mesnevi yaşadığı çağa aitti ve o dönemde İslami bir işlevselliğe sahipti.O dönemden günümüze değin yaşanan sosyokültürel,ekonomik ve politik değişmeler mesnevi'nin işlevselliğini günümüz toplumuna karşı devem ettirmesini güçleştirmiştir.Bediüzzaman mesnevinin döneminde yerine getirdiği hizmeti ve fonksiyonu çağımızda Risale-i Nur'un sürdürebileceğini belirtmektedir.Çünkü,toplumun tarihsel dönüşümü sosyokültürel kavramları,kuramları ve algılayışları da dönüştürmüştür.Çağımızın insanı,toplumu,konuları ve sorunları,mesnevinin yazıldığı dönemin insan,toplum ve problemlerinden farklıdır.Çağımızda İslami bir işlevselliği yerine getirebilecek olan eser çağdaş toplumun sosyokültürel yapısını ve dinamiklerini doğru çözümlemiş ve buna uygun doğru bir İslam inancını sunabilecek bir özelliğe sahip olmalıdır.Bu özellik Bediüzzaman için Risale-i Nur'da mevcuttur.Burada Risale-i Nur'u İslami bir referans olarak kabul etmek,Mevlana'nın Mesnevisini dıştalamak anlamına gelmez.Bilakis mesnevinin tarihsel ardılı olan Risale-i Nur mesnevinin mana ve esprisini de kendi içinde barındırarak sürdürmektedir.Burada şöyle bir benzetmede bulunursak herhalde yanlış olmaz.Bir müslümanın Hz.Muhammed'e inanması ve onu kendine ölçü kabul etmesi kendinden önce gelmiş olan peygamberleri dıştalaması anlamına gelmez.Aksine ondan önce gelmiş olan peygamberleri son peygamberin şahsında kabul etmekte ve etmelidir.Benzer şekilde Risale-i Nur'u İslamiyetin çağdaş tefsiri ve temsilcisi olarak değerlendirmek kendinden önce gelmiş İslami temsilcileri de onun şahsında kabul etmek anlamına gelir.
 
        Bediüzzaman'ın toplumsal değişmenin doğası,yönü ve sonuçları hakkındaki çözümlemelerinin bir kaçına değinmek istiyorum.İslam coğrafyasında son peygamberden günümüze kadar yaşanan değişimler ve tabii ki bu noktada dünyada yaşanan küresel değişmeler,sosyal ve kültürel dönüşümler ve bunların etkileşimleri sosyal çözümlemesinin önemli bir parçasını oluşturacaktır.
 
        Asırlara göre şeriatler değişir.Belki bir asırda,kavimlere göre ayrı ayrı şeriatler,peygamberler gelebilir ve gelmiştir.Hate-mü'l Enbiya'dan sonra,Şeriat'ı kübrası her asırda,her kavme kafi geldiğinden,muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.Fakat,teferruatta bir derec ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmıştır.Evet,nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir,mizaçlara göre ilaçlar tebeddül eder;öyle de asırlara göre şeriatler değişir,milletlerin istidadına göre ahkam tahavvul eder.Çünkü,ahkam-ı Şer'iyenin teferruat kısmı ,ahval-i beşeriyeye bakar;ona göre gelir,ilaç olur.(Nursi 2000:472)
 
        Değişen toplumsal yapı,ilişki ve ihtiyaçlara bağlı olarak dinin de şeffaf olması,temel ilkeleri dışındaki konularda da sosyal durumlara göre bir tavır alması gerekmektedir.Sözgelimi peygamberlerin hem farklı çağlara hem da aynı çağdaki farklı toplumlara gelmiş olmaları da göstermektedir ki sosyal yapı ve ihtiyaçlar İslamiyet tarafından dikkate alınan bir unsurdur.Son peygamberden günümüze doğru yaşanan sosyal değişme ve ihtiyaçlara uygun olarak İslami mezheplerin ortaya çıkması bu ihtiyaca karşılık olmuştur.Demek ki İslamiyet,sosyal değişme ve ihtiyaçlar faktörünü her zaman için dikkate almıştır.Nasıl ki iklimsel değişmeler toplumsal hayatı etkiler toplumsal hayattaki değişmeler de dini hayatı etkiler.Dolayısıyla din ve toplum ilişkisi dinamik bir ilişki içinde bulunmakta ve bu ilişki devam etmektedir.
 
          Mazide nazari olan bir şey,müstakbelde bedihi olabilir.Şöyle tahakkuk etmiştir.Alemde meylü'l istikmal vardır.Onun ile hilkat-i alem kanun-u takamüle tabidir.İnsan ise,alemin semerat ve eczasından olduğundan,onda dahi meylü'l istikmalden bir meylü't terakki mevcuttur.Bu meyl ise,telahuk-u efkardan istimdat ile neşv u nema bulur.Telahuk-u efkar ise,tekemmül-ü mabadi ile inbisat eder.Tekemmül-ü mebadi ise,fünün-u ekvanın tohumlarını sulb-ü hilkatten zamanın terbiyegerdesi bir zemine ilka ile telkıh eder.O tohumlar ise,tedrici tecrübeler ile büyür ve neşv ü nema bulur.Buna binaendir,bu zamanda bedihiye ve ulum-u adiye sırasına girmiş pek çok mesail var,zaman-ı mazide gayet nazari ve hafi ve bürhana muhtaç idiler.Zira,görüyoruz;şimdilik coğrafya ve kozmoğrafya ve kimya ve tatbikat-ı hendesiyeden çok mesail var ki,mebadi ve vesaitin tekemmülüyle ve telahuk-u efkarın keşfiyatıyla bu zamanın çocuklarına dahi meçhul kalmamışlardır.Belki,oyuncak gibi onlar ile oynuyorlar.Halbuki,İbn-i Sina ve emsaline nazari ve hafi kalmışlardır.Halbuki,hikmetin bir pederi hükmünde olan İbn-i Sina şiddet-i zeka ve kuvvet-i fikir ve kemal-i hikemiye ve vüs'at-i kariha noktasında ,bu zamanın yüzlerce hükemasıyle muvazene olunsa,tereccüh edip ve ağır gelecektir.Nıksaniyet İbn-i Sina'da değil.Çünkü ibn-i zamandır.Onu nakıs bırakan,zamanın noksaniyeti idi.(Nursi  
2000:24)
 
        Eski çağlarda doğa ve toplumla ilgili pek çok şey bilinmiyordu.Varlık ve toplumla ilgili bilgiler tahmin ve zandan öteye gidemiyordu.Zamanın gelişmesine bağlı olarak bilhassa bilim ve teknikte aşamalı olarak keşif ve icatlarla biriken ve mükemmele doğru ilerleyen bir toplumsal tarih gözlemlenmektedir.Bilim ve teknik günümüzde öyle bir seviyeye gelmiş ki adeta sosyal yaşamın bir parçası haline gelmiş ve bu gelişmeler günümüz insanı için adeta sıradan olgular olarak algılanmaktadır.Oysa çağdaş bilim ve teknoloji tarihsel toplumlar için bilinmeyen ve ulaşılamayan olgulardı.Buradan şu sonuca varmak mümkündür.Evrende bir gelişme yasası vardır.Bu yasa evrenin bir parçası olan insan/toplum için de geçerlidir.
 
         Sosyal/bilimsel ve teknolojik gelişmelerin dinamiklerinin başında bilgiler ve düşünceler arasındaki etkileşimin oluşturduğu birikimler gelir.Bilimsel ve teknolojik uygarlığın gelişmesinde farklı toplum ve kültürlerin bilgi ve düşünce alışverişinin büyük payı vardır.Bu bilgi ve düşünceler tarihsel süreçte birikimli olarak ilerleyerek günümüzdeki düzeye ulaşmıştır.Yaşanan bu tarihi, bilimsel ve teknolojik gelişmeler tarihin bilim ve teknoloji noktasında bir ilerleme yaşadığını göstermektedir.Günümüzdeki bilimsel ve teknik seviye ile dünün bilimsel ve teknik seviyesi arasındaki mesafe bir hayli uzaktır.Bu,tarihin bilimsel ve teknolojik ilerleyişinin bir sonucudur.Yoksa bugünün insanlarının dünün insanından daha zeki ve üretici oluşundan kaynaklanmıyor.Günümüz insanının ulaştığı düzey tarihi miras ve birikim ile açıklanabilir.Sözgelimi bugün bir çocuk bir cep telefonu ile ya da bir oyuncak dünya ile adeta oyun oynayabilmektedir.Oysa bunlar geçmiş çağlar için adeta birer sır,hatta ulaşılamayacak şeylerdi.Bediüzzaman bir örnek verir.Günümüzdeki bilimsel ve teknik gelişmelerin ortaya çıkardığı sonuçlar İbn-i Sina ve çağdaşları için teorik ve gizli kalmıştır.Bireysel zeka,yetenek ve araştırma noktasında İbn-i Sina çağdaş toplumdaki yüzlerce insandan belki de daha ileride olmasına karşın o,zamanının koşulları içinde yaşadığındandır ki buluşları sınırlı kalmıştır.Çünkü,İbn-i Sina'nın içinde bulunduğu çağın bilimsel ve teknik gelişmişlik düzeyi dönemiyle sınırlı idi.
 
        Risale-i Nur'un Çağdaş Toplum Sosyolojisi
 
        Bediüzzaman'ın toplumsal değişme ile ilgili kısa da olsa bir fikir edindikten sonra onun,bu toplumsal değişmelerin ışığında içinde bulunduğumuz çağdaş toplumu nasıl okuduğunu ve değerlendirdiğini anlamaya geçelim.Herşeyden önce çağdaş toplum geçmiş toplumlardan birçok yönüyle farklılık gösterir.Başta kültürel yapı olmak üzere ekonomik,politik ve eğitimsel  yapı gibi sosyal yaşamın birçok alanı düne göre çok önemli dönüşümler geçirmiştir.Bunları dört toplumsal yaşam alanı çerçevesinde ele almak istiyorum.
 
         Ekonomik Hayat
 
         Bütün ihtilalat-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi,bütün ahlak-ı seyyienin menbaı dahi bir kelimedir.Birinci kelime:"Ben tok olayım,başkası açlıktan ölse,bana ne."İkinci kelime:"Sen çalış,ben yiyeyim."Evet,hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam,yani zenginler ve fakirler,muvazeneleriyle rahatla yaşarlar.O muvazenenin esası ise,havas tabakasında merhamet ve şefkat;aşağısında,hürmet ve itaattir.Şimdi,birinci kelime havas tabakasını zulme,ahlaksızlığa,merhametsizliğe sevk etmiştir;ikinci kelime avamı kine,hasede,mübarezeye sevk edip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selb ettiği gibi;şu asırda,sa'y,sermaye ile mübareze neticesi,herkesçe malum olan Avrupa hadisat-ı azimesi meydana geldi.(Nursi 2000:120)
 
        Bediüzzaman,çağdaş ekonomik yaşam ve ilişkilerin temelinde"bireycilik" ve "sosyal adaletsizlik"anlayış ve pratiğinin egemen olduğunu belirtir.Sosyal ve ekonomik hayatta çatışmayı besleyen ve ahlaki yaşamı altüst eden bu anlayış ve düzendir.Sağlıklı ve dengeli sosyal yaşamın ölçüsü alt ve üst toplumsal tabakaların adalet ve denge çerçevesinde yapılanmasına bağlı iken ve bunun koşulu üst tabakaların alt tabakaları gözetlemek ve korumak;alt tabakaların da üst tabakalara saygı ve itaati benimsemelerinden geçmektedir.Sosyal tabaka ve sınıfların birbirinden kopuk ve çatışmacı ilişkilerini bütünleşme ve işbirliği etrafında yapılandırmanın kriterleri bunlardır.Oysa günümüzün sosyoekonomik ilişkilerin kaynağını oluşturan "bireycilik" anlayışı üst toplumsal kesimleri adaletsizliğe,dengesizliğe ve toplumsal çözülmeye yöneltmiştir.Sosyoekonomik yaşamın diğer bir dayanağı da "Sen çalış,ben yiyeyim."anlayışıdır.Bu anlayış emeğin değerini küçültmüş ve alt sosyal grupları nefrete,çekememezliğe ve çatışmaya yönlendirmektedir.Bu sosyoekonomik  anlayışların acı sonuçlarını dünya,19. ve 20.yy 'da meydana gelen sınıf çatışmalarında yaşamıştır.Avrupa'da meydana gelen başta Fransız ihtilali olmak üzere,1830 ve 1848 ihtilalleri hep bu sosyoekonomik ve politik anlayışların neticesinde meydana gelmiştir.
 
     Günümüzün ekonomik yapısı ve yaşamına dair Bediüzzaman'ın diğer bir teşhisi de ekonomi ve kültür ilişkisinin ortaya konması açısından dikkat çekicidir.Çağdaş ekonomik yaşam "tüketim,daha çok tüketim,hep tüketim"felsefesine dayandığından çağdaş insan görece geri ve yoksul kalmaktadır.Günümüzün ekonomik yaşamı "ihtiyaç üretimi"ne dayalı sistem tarafından çevrilmektedir.Üretilen bu ihtiyaçlar zamanla doğal ihtiyaç haline dönüşmekte ve birey üzerinde yük ve baskı unsurları haline gelmektedir.Bu ekonomik kültür ve anlayışın neticesi olarak toplum,buna dönük bir kültür ve yaşama yönlenmiş bulunmaktadır.Çağdaş ekonomik kültürün meydana getirdiği toplum,artık dünyevileşmiş ve değerleri ekonomik tüketim olgularına yönelmiştir.Bunun sonucu olarak dini yaşam,değer ve ilkeler gölgelenmiş ve ya önemini yitirmiştir.Çağdaş sosyoekonomik kültürün bu yapısı ahlaki yaşam ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiştir.Günümüzdeki iş ahlakı,üretim ve ticaret ahlakı doğruluk ve dürüstlükten kopuk bir anlayış ekseninde işlemeye başlamıştır.Bunun kökeninde ekonomik güç ve tüketim ile ölçüsüz bireysel pragmatizm felsefesi yer almaktadır.
 
        Bu acip asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşamak şeraitini ağırlatması ve çok etmesi ve hacat-ı gayr-i zaruriyeyi görenekle,tiryaki ve müptela etmekle hacat-ı zaruriye derecesine getirmesiyle hayatı ve yaşamayı,herkesin her vakitte en büyük maksat ve gayesi yapmıştır.Onunla hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviyeye karşı ya sed çeker ve ya ikinci,üçüncü derecede bırakır.(Nursi 1998:259)
 
      Siyasal Hayat
 
     Fransızlarda havas ve hükümet adamları elinde çok zaman din-i Hristiyani,bahusus Katolik mezhebi,bir vasıta-i tahakküm ve istibdat olmuştu.Havas,o vasıtayla nufüzlarını avam üzerinde idame ediyorlardı.Ve "serseri"tabir ettikleri avam tabakasında intibaha gelen hamiyetperverlerini ve havas zalimlerin istibdadına karşı hücum eden hürriyetperverlerin mütefekkir kısımlarını ezmeye vasıta olduğundan ve dört yüz seneye yakın frengistanda ihtilallerle istirahat-i beşeriyeyi bozmaya ve hayat-ı içtimaiyeyi zir u zeber etmeye bir sebep telakki edildiğinden o mezhebe,dinsizlik namına değil,belki Hristiyanlığın diğer bir mezhebi namına hücum edildi.Ve tabaka-i avamda ve feylesoflarda bir küsmek,bir adavet hasıl olmuştu ki,malum hadise-i tarihiye vukua gelmiştir.(Nursi 1998:496-497)
 
      21.asrın sosyopolitik ve hukuki yapılanmasında etkili olan en önemli gelişmelerin başında 1789 yılında Fransa'da yaşanan devrim gelmektedir.Fransız ihtilalini doğuran birçok sosyal,kültürel,ekonomik ve siyasal neden bulunmaktadır.Bu nedenlerden biri de devrim öncesi Fransız iktidar erkinin güdümünde bulunan kilise ile oluşturduğu monarşik ve totaliter siyasal yapı gelmektedir.Özellikle Katolik kilisesi,yönetimin elinde bir baskı aracı işlevi görmekte idi.Yönetici tabaka,Katolik kilisesi aracılığıyla Fransız orta ve alt tabakaları kontrol ve egemenlik altında tutmaktaydı.İktidar grupları,halkı küçümseyen ve halkı serseri olarak değerlendiren tutum ve tavırları ile halk üzerinde diktatörlük oluşturan anlayışa karşı,halkta milli dayanışma,adalet ve düşünürlerin özgürlük taleplerini ortaya çıkarmıştır.Fransız monarşisinin ve güdümündeki kilisenin baskıcı ve manipüle edici,asırlar süren tavırlarına karşı uyanışa geçen halk ve düşünürler iktidara karşı isyan başlattılar.Monarşiye karşı yapılan bu isyan dinsizlik adına değil,Hristiyanlığı reforme eden Protestanlık adına ve etkisiyle yapılmıştır.Asırlar süren Fransız monarşisine ve onun güdümünde baskı aracı haline gelen Katolik kilisesine karşı Fransız düşünür,aydın,filozof ve halk totaliter yönetime karşı başlattığı düşmanlık ve yıkım sonucunda,etkisi küreselleşen Fransız ihtilalini doğurmuştur.Fransız ihtilalinin bayrakları olan eşitlik,kardeşlik,özgürlük ve demokrasi ilke ve anlayışları ,çağdaş siyasal yönetim ve düşüncesinin en önemli yapı taşları haline gelmiştir. 
     
          Zaman-ı istibdatın hakim-i manevisi "kuvvet"idi.Kimin kılıncı keskin,kalbi kasi olsa idi yükselirdi.Fakat zaman-ı meşrutiyetin zenbereği,ruhu,kuvveti,hakimi,ağası"hak"dır,"akıl"dır,"marifet"tir,"kanun"dur,"efkar-ı amme"dir.Kimin aklı keskin,kalbi parlak olursa yalnız o yükselecektir.İlim yaşını aldıkça tezayüd,kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden ,kuvvete istinad eden kurun-u vusta hükümetleri inkiraza mahkum olup;asr-ı hazır hükümetleri ilme istinad ettiklerinden Hızır-vari bir ömre mazhardırlar.(Nursi 1990b:27-28)
 
          Totaliter ve monarşik sosyopolitik iktidarların temel belirleyicisi güç idi.Bireysel otoritelerin ve sosyal tabakalaşmanın şekillenmesinde hakim unsur güç idi.Totaliter ve baskıcı egemenlikler güce dayalı bir şekilde oluşmaktaydı.Güç,aynı zamanda bireysel üstünlüklerin de belirleyicisi olmuştu.Totaliter egemenliklerin aksine, çağdaş cumhuriyetçi ve demokratik toplumların kültürel egemen unsuru,belirleyicisi"hukuk,akıl,eğitim,bilim,kanun ve kamuoyu"dur.Demokratik toplumlarda bireysel üstünlüklerin ve toplumsal tabakalaşmanın merkezinde güç değil;zeka,yetenek,bilgi ve liyakat yer almaktadır.
 
           Tarihsel süreç içerisinde bilim geliştikçe bilimlerde ve bilgilerde sürekli bir artma ve ilerleme yaşanmasına karşın,bireysel ve ya sosyal güç kültürü bir zayıflama ve gerileme içerisine girmektedir.Güce dayalı sosyopolitik kültürler tarih içerisinde bilimlerin ve aklın gelişmesine ters orantılı olarak gerilemekte ve çöküntüye uğramaktadırlar.Bu yüzdendir ki,ideal tipik olarak,ortaçağın totaliter ve güç eksenli siyasal yapıları çökmeye mahkum olmuşlardır.Buna karşın yine ideal tipik olarak,çağdaş demokrasi ve yönetim anlayışının temeline aklı ve bilimi dayandırmalarından dolayı sınırsız bir yaşama aday ve sahiptirler.
 
          Eğitim ve Bilim
 
          Şimdi hüküm-ferma şecaat-i akliye ve fenniyedir.Bir münevverü'l fikir binlere mukabildir.(Nursi 1990a:51)Görüyoruz ki:fennin himmetiyle zaman-ı halde filcümle,inşaallah,istikbalde bitamamiha hükümferma kuvvete bedel hak ve safsataya bedel bürhan ve tab'a bedel akıl ve hevaya bedel hüda ve taassuba bedel hamiyet ve müyülat-ı nefsaniyeye bedel temayülat-ı ukul ve hissiyata bedel efkar olacaktır.(Nursi 2000:42)
 
         Çağdaş toplumun ayırd edici niteliklerinden biri de toplumsal farklılaşma,işbölümü ve uzmanlaşma ve bilimlerin gelişmesiyle egemen olan bilgi toplumudur.Bugün,bilimlerin sosyal ve kültürel yaşamdaki etkisi çok büyük ve geniştir.Öyle ki günümüzde eğitim ve bilim vazgeçilemez bir güce ve öneme sahiptir.Bilim ve akıl,çağdaş toplumsal tabakalaşma ve statünün temel ölçütlerinden biri hatta en önemlisi konumundadır.Geçmişin totaliter ve monarşik kültürel kurumlarına karşıt olarak çağdaş toplumun egemen kurumları okullar ve üniversiteler olarak karşımıza çıkmaktadır.Tarihsel süreçte toplumsal hayatta egemen olan kilise,saray,fabrika vb. sembollerin aksine bugün hakim kurumlar eğitim ve bilim kurumlarıdır.Dolayısıyla çağdaş toplumun egemen değerleri akıl,bilim ve eğitimdir.
 
          İnsanlık tarihinde bilimsel düşünce ve bilimlerde yaşanan birikim ,bilimlerin kendi sistem ve kurallarını toplumsal yaşama yansıtmasını da beraberinde doğurmuştur.Bilimlerin meydana getirdiği sosyokültürel dönüşümün sonucunda bugün ve gelişerek yarın da toplumsal değişmeleri sürdüreceklerdir.Sözgelimi sosyal ve kültürel hayatta gücün yerine hukuku,safsatanın yerine ispat ve delil,geleneksel alışkanlıkların yerine eleştirel akıl,arzuların yerine doğru yaşam,bağnazlığın yerine çalışma ve gayret ve duyguların yerine fikirler egemen değer ve ilkeler haline gelecektirler.Bilimlerin dinamiğini oluşturduğu tarihsel gelişme bilimlerin egemenliğini sürdürdüğü müddetçe söz konusu dönüşümsel ilke ve değerler lehte bir gelişmeye dönüktürler.Bediüzzaman'ın çağdaş toplumun eğitim ve bilim yaşamını tarihsel gelişmeleri de içine katarak eğitim ve bilim lehine yaptığı bu olumlu ve umutlu değerlendirmenin yanında bu bağlamda bir eleştiride de bulunmaktadır.
 
          Bu sırra binaen, pek çok adam meylü'l ağalık ve meylü'l amiriyet ve meylü't tefevvuk ile mütehakkim geçinmek istediğinden,ilmin şanından olan teşvik ve irşat ve nasihat ve lütfu terk edip,kendi istibdat ve tefevvukuna vesile-i cebr ve tanif eder.Buna binaen,vezaih ehil olmayanın ellerine geçti.(Nursi 2000:56)
 
          Çağdaş toplumun eğitim yapısı ve eğitimsel ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen ve bilimlerin hedefini saptırma riskini meydana getiren bir gelişme de bilimin ve bilginin iktidara ve çıkara alet edilmesidir.Günümüzde önemli bir kesim bilimi ve bilgiyi kendi bireysel güç ve statüsüne bir araç haline getirmiştir.Bu durum da bilimin ve bilginin amaçlarından olan aydınlatma,öğüt ve doğru yönlendirme terk edilmekte ,buna karşılık bireysel egemenlik ve iktidara bir araç olarak kullanılmaktadır.Bilime ve bilgiye insanlık adına hizmet edilmesi gerekirken bilim ve bilgi bireysel çıkara hizmet eder hale dönüştürülmektedir.Yani bilim bir meslek,bir geçim,bir iktidar aracı haline getirilmektedir.Çağdaş eğitim ve bilimde bu problem ve gelişmelerden dolayı sağlıklı ve verimli bir işbölümü ve tabakalaşma sağlanamamakta ,meslekler ehil olmayanların kontrolü altına girmektedir.
 
          Dini Hayat
 
          Şu zamanda medeniyet-i Avrup'anın tahakkümüyle,felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla,şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla,efkar ve kulüb dğılmış,himmet ve inayet inkısam etmiştir.Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.(Nursi 2000:468)Şu zamanın nazarı,evvela ve bizzat saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkamları ona tevcih ediyor.(Nursi 2000:469)
 
         Çağdaş toplumda din kurumu gücü ve etkisi en zayıf olan sosyal kurum durumundadır.Küresel ölçekte yaşanan tarihsel ve toplumsal değişmeler dini kurumun zayıflaması sonucunu doğurmuştur.Bu sürece yol açan en önemli gelişmeler küresel etkileri olan Batı düşünce ve kültürünün içinde bulunduğu durumdur.Günümüzde Avrupa uygarlığı küresel boyutta etkisini güçlü bir şekilde hissettirmektedir.Batı'da ortaya çıkan materyalist ve nihilist düşünceler ve yaşanan ekonomik dengesizliklerden ve adaletsizliklerden dolayı hayat şartlarının giderek ağırlaşması sonucunda toplumsal düşünce ve bağlılıklar zayıflamış ve dini değerlerden bir uzaklaşma meydana gelmiştir.
 
         Çağdaş toplumun başat değerleri ve hedefleri dünyevi rahatlığa ve mutluluğa dönüktür.Bunun yanında sosyal değer ve normlar da bu anlayış ve düşünceye göre şekillenmektedir.Günümüz kültürünü oluşturan sekülerleşme(dünyevileşme)den dolayı çağdaş toplum dine ve dinsel değerlere karşı yabancılaşmıştır.Bediüzzaman için dinin aleyhine gibi görünen bu gelişmelere paralel olarak çağdaş toplumda "doğru din"i arama eğilimi de ortaya çıkmaktadır. 
 
        Herkesin kalbinde derinden derine bir din-i hakkı aramak meyl-i çıkmış.Her şeyden evvel ölüm idamına karşı din-i haktaki bir hakikati arıyor ki kendini kurtarsın.Şimdiki hal-i alem bu hakikata şehadet eder.(Nursi 1990b:102)
 
         Çağdaş insan ve toplumun içinde bulunduğu ontolojik ve ahlaki kriz ,yine bu krizi ortadan kaldıracak,varlığına ve hayatına anlam verecek ve onu ölüm gerçeği karşısında ölümü de anlamlı kılacak bir şekilde farklı bir algılayış ve yaşam tarzı sunabilecek bir "hak din"arayışına çağdaş insanı sürüklemektedir.Dünyanın bugün içinde bulunduğu dini,kültürel ve ahlaki durumu bu gerçeği doğrulamaktadır.Bugün,insanın en çok ihtiyacını hissettiği şey doğru ve genel bir hakikatin varlığıdır.Bunun toplumsal ve kültürel hayatta olmayışından dolayıdır ki toplumsal hayat atomize değerlerin ve çıkar/güç çatışmalarının etkisi ve tehdidi altındadır.Çağdaş toplum bu krizi aşmaya dönük bir arayış içine derinden derine girmiş bulunmaktadır.
 
         Özet
 
        Toplumsal değişme gerçeği ve bunun İslamiyetle ilişkisinin nasıl değerlendirildiğini Risale-i Nur'un perspektifinden anlamaya çalıştık.21.yy toplumu geçmiş toplumlara görece çok büyük farklılık ve yeniliklere sahiptir.Çağdaş sosyolojinin kavramlarına göz attığımızda bunu açıkça gözlemlemekteyiz.Sözgelimi sanayileşme,kentleşme,kapitalizm,sosyalizm,sanayi sonrası toplum,modernizm,küreselleşme,rasyonelleşme,postmodernizm vb.kavramsallaştırmalar çağdaş toplumun olgusal ve analitik açıklanmasına ve tarihsel toplumlardan farklılaşmasına işaret etmektedir.
 
         Değişen toplum ve kültür bağlamında günümüzde İslamiyetin nasıl okunabileceğine dair Risale-i Nur'un bize sunduğu perspektif hem günümüz toplumunu anlamak hem de İslamiyet'in çağdaş toplumdaki yeri ve önemini ilişkilendirmek açısından farklı ve yeni bir bakış açısı sunmaktadır.
 
 
Yeni Asya Gazetesi, 07-11 Mayıs 2006

 

   
 
      
 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
:: Arkadaşa gönder!

behcetbatur@yahoo.com

Bağlantılar

Ana Sayfa
Uluslararası Sosyoloji Derneği
Avrupa Sosyoloji Derneği
Amerikan Sosyoloji Derneği
İngiliz Sosyoloji Derneği
Türk Sosyoloji Derneği
Uygulamalı ve Klinik Sosyoloji Derneği
< >
This Day in History

Blogcu Yardım
sedat ergenç