Gücün Üstünlüğünden Hukukun Üstünlüğüne 19. ve 20.yüzyıl büyük ve önemli sosyal,kültürel ve ekonomik değişimlerin yaşandığı bir dönem olmuştur.Hukukun tarihsel değişim seyri de üstünlüğüne doğru bir çizgide gerçekleşmektedir.Tarihsel düzlemde bireyin keşfi ve hukukun akılcılaştırılması bu yönde gelişen bir sürecin önemli basamaklarıdır.Özellikle Batı tarihi ve genelde insanlık tarihi hukuk tarihi ve sosyolojisi noktasında gücün üstünlüğünden hukukun üstünlüğüne yönelik bir gelişim yaşandığını söylemek mümkündür.Geçmişin güce dayalı hukuk yapıları özellikle büyük ihtilal sonrasında önemli bir kırılmaya uğrayarak bireyin hak ve özgürlüklerini ön plana çıkararak güçlünün hukukundan haklının hukukuna yönelik sosyal ve kültürel bir anlayışa ve yapılanmaya doğru bir dönüşüm meydana gelmiştir.Kendi payıma sosyal ve bilimsel gelişmelere paralel olarak toplum ,bireyi esas alan hak ve özgürlükleri hukuk anlayışında merkeze alacak ve bunları derinleştirecektir. Demokrasi özünde halkın egemenliğine ve bireysel farklılıklara göndermede bulunmaktadır.Totaliter yönetim ve hukuk anlayışına karşın demokratik hukuk anlayışı akıl ve bilimin ışığında insani özgürlüklere yaslanır.Dolayısıyla demokratikleşen toplumların hukuk yapısı/anlayışı her nevi gücün hakim olduğu sosyal sistemden koparak eşitlik ve adalet ilkelerini referans alan hukukun üstünlüğüne yöneliş söz konusudur.Tocqueville'in gözünde demokrasi koşulların eşit kılınmasıdır.Tabaka ve sınıf ayrımının olmadığı ,topluluğu oluşturan bütün bireylerin toplumsal açıdan eşit olduğu toplum demokratiktir.Bu entelektüel bakımdan eşitlik anlamına gelmez,bu saçma olurdu;ekonomik bakımdan da eşitlik değildir,bu Tocqueville'e göre olanaksızdı.Toplumsal eşitlik koşullarda kalıtımsal farklılk olmaması ve bütün uğraşları,bütün mesleklerin,bütün saygınlıkların,bütün şereflerin herkese açık olması anlamına gelir.Demek ki demokrasi düşüncesi toplumsal eşitlik ve yaşam biçimi ile düzeyinin tek biçimliliğine eğilimi içerir.Eğer demokrasinin özü bu ise,eşitlikçi bir topluma uygun bir yönetimin,başka metinlerde Tocqueville'in demokratik yönetim adını verdiği yönetim olduğu anlaşılır.Eğer topluluğun üyeleri arasında temel koşul farklılığı yoksa egemenliğin bireylerin bütününün elinde olması doğaldır.(Aron 1994:164-165) Hukuk varoluş kaynağını bireyin varlığından alır.Sosyal ilişkilerin bir normu olarak hukuk "bireyin hakkı"nı savunmaya ve korumaya dayanır.Bunun içinde bireye önemini vermek gerekir.Tarihsel ve toplumsal tecrübe bireylerarası ilişkilerin güce dayalı egemenlik ilişkilerinden hiç olmazsa hukuk alanında eşitliğe ve adalete doğru bir yapılanmayı zorunlu kılmıştır.Bilimsel akılcılık da bu yönde bir toplumsal ve kültürel dönüşüme büyük katkıda bulunmuştur.Maine şöyle yazdı.(1917)"Kişi hukukunda dikkate alınan tüm statü biçimleri ,eskiden beri Aile'de varolan güç ve saygınlıklardan türetildi ve billi bir ölçüye kadar hala bunlar tarafından etkilenmektedir.Eğer yalnızca ,bu kişisel koşullara anlam veren ve terimi ,yakın ya da uzak anlaşma sonucu olan bu tür koşulları uygulamadan kaçınan en iyi yazarın kullanımıyla kullanırsak ,değişmekte olan toplum hareketinin şimdiye kadar,statüden sözleşmeye doğru olduğunu söyleyebiliriz.(Turner 2000:35) Yaşanan bu tarihsel ve toplumsal gelişim bireyin her türlü yaşam,seçim,meslek,din,vicdan ve düşünce özgürlüğünü hukuk kurumlarının en temel ilkesi haline gelmekte ve gelmelidir.Deyim yerindeyse mahkemelerin giriş kapısına,özümseyerek şu ilkeyi yazmalıdır."Egemenlik kayıtsız şartsız hukukundur." Çağdaş toplumların en önemli problemlerinden biri de hukuksal ilke ve ilişkilerde bulunmaktadır.Bu konuda çok büyük tarihsel ilerlemeler sağlanmasına rağmen hukukun üstünlüğü konusu önem ve güncelliğinin korumaktadır.Bu eksende üzerinde en çok durulan konuların başında "hukuksal eşitlik"ve "birey(ler)in özgürlük alanı"gelmektedir.Tarihsel ve entelektüel gelişmelere paralelolarak,toplumsal ve kültürel olgunluk ve gelişmesi öngörülen "insan haklarına saygı"kültürü ile birlikte çağdaş toplum ideal bir toplumsal/politik hukuk düzeyine ulaşabilir. Çağdaş toplumun bireyi,hukuk bilincine kavuşmakta ve bu bilinç toplumsallaşmaktadır.Hak bilincinin oluşması ve yaygınlaşması hukukun üstünlüğünü sağlayacak önemli değişkenlerden biridir.Günümüzde hukuk alanında yaşanan küreselleşme de ,küresel mahkeme(AİHM)insan hakları ve hukukun egemenliği noktasında önemli bir mesafenin alındğını göstermektedir. Totaliter ve barbar toplumların hukuk yapısı ve anlayışlarının insanlığa ve insanlığın gelişimine verdiği zarar ve yaşattığı trajediler aklın ve vicdanın isyanıyla siyasette demokrasiye ve ahlakta da hukuk üstünlüğüne doğru bir süreci başlatmıştır.Çağdaş toplumların hukuk anlayışı teorik olarak hukukun üstünlüğünü benimsemiş olmanın yanı sıra ,pratik olarak da bu yönde bir gelişime doğru ilerlediğini gözlemlemekteyiz.Bu gözlemin dışında kalan bazı uygulamalar kendi payıma bu sürece katkıda bulunmaktadır. Sonuç olarak tarihsel ve toplumsal kazanımlar olan demokrasi,insan hakları düşüncesi,bilgi toplumunun dinamikleri,sivil toplum ve kamuoyu ve sosyal bilim literatüründeki gelişme ve dinamikler güçlünün haklı ve egemen olduğu sosyokültürel yapıdan haklının güçlü ve hukukun egemen olduğu bir sosyokültürel dönüşüm meydana gelmektedir. Yarın Dergisi,Sayı:45
|