|
Weber'in Sosyoloji literatürüne kazandırdığı ve postmodern toplumları son derece aydınlatan "Bir Meslek Olarak Bilim" kavramsal tespiti, Türkiye toplumu açısından da son derece analitiktir. Bilimsel faaliyetin asli motivasyonu olan doğa ve toplumu anlamak ve kavramak, bilime verilen değer ve saygı (ki özellikle Rönesans döneminde göze çarpmaktadır) postmodern ve bürokratik toplumlarda, adeta ekonomik bir etkinliğe bürünen bir faaliyete dönüşmüştür. Bunun sonucu subjektif rekabet, bilime karşı uyanan güvensizlik, eğitimsel patronaj ve sosyo-kültürel parçalanma...
Türkiye'de bilim faaliyetinin "meslekleşmesi" üniversitelerin aydınlatıcı ve eğitici misyonunun zayıflaması, bunların ekonomik statü kurumları olarak görülmesine yol açmaktadır. Evrensel bilgi sitelerindeki (üniversiteler) niteliksiz istihdam ve kitlesel muamele "meslekleşmenin" yansıyan sonuçlarıdır. Bilime ve bireye saygı ve değer verilmeksizin topluma hizmet etmeye açık ve idealist bir üniversite ideal tipini gerçekleştirmemiz olanaksızdır...
Eğitim ve bilimin yüksek düzeyde kazanç ve geçim kurumları olarak değerlendirilmesi yaygın bir sosyal eğilimdir. Üniversiteye yönelimin yönlendirici motifleri olarak ortaya çıkan geçim ve güç saikleri bilim ve bilimsel faaliyeti gölgelemektedir. Öyle ki bilim için bilim, toplum için bilim anlayışı, yerini "güç için bilim", "geçim için üniversite"ye terketmeye başlamıştır. Kitleselleşen bu bilim anlayışı, bilimi tanımlayan "nesnel bilgi"ve "nesnel akıl" kavramlarının içini de boşaltmıştır.
Gerek üniversite yönelimindeki gençlik gerekse de bu gençliğe bilimsel aklı ve bilimsel çerçeveyi öğretmeye çalışan öğretimciler üzerinde egemen olan bu anlayış, kültürel postmodernizmin ülkemizi de içine aldığının göstergesidir. Ortaya çıkan pasif, yalnız, bilime yabancı ve iktidarsız birey, bu anlayışın bir ürünüdür. Bilimin referans olma özelliğini yitirmesi de bireyi düşünsel yalnızlığa itmektedir. Sonuçta sosyal/kültürel yaşamın baş aktörleri sosyoekonomik güç,iktidar ve statü bloklarına yanaşma politikası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Toplumu ve bireyi özgürleştirmenin en önemli koşulu, deyim yerindeyse Rönesans ruhunu ve aklını yeniden uyandırmak (Yeni-Rönesans) ve siyasal demokrasiden kültürel demokrasiye geçişi sağlayacak kurumsallaşmalara doğru yürümektir. Bilimin ve bireyin saygınlığını yeniden kazanması ancak bu yolla mümkün olabilecektir.
Sözümü, bilimlerin esas varlığı ve işlevini tanımlayan Augusta Comte'un şu sözüyle bitirmek istiyorum "Geçmişte dikkate alındığında bilimler, insan düşüncesini teoloji ve metafiziğin vesayetinden kurtarmıştır...Şimdi dikkate alındığında hem yöntemlere hem genel sonuçlarıyla toplumsal kuramların yeniden düzenlenmesinin belirlenmesine yardım etmelidirler. Gelecekte dikkate alındığında, bir kere sistematize olduktan sonra, türümüzün etkinliği yeryüzünde sürdükçe, toplumsal düzenin sürekli düşünsel temeli olacaklardır."
|