|
BİLGİ TOPLUMU, ÜNİVERSİTE VE TÜRKİYE
Çağdaş bilgi toplumlarının can damarları olan üniversitelerin varlık nedenleri,yapı ve işleyişleri sürekli tartışılmış,değişik açılardan yorumlanmışlardır.21.yy'ın sosyoekonomik ve kültürel dinamikleri üniversitelerin ne olduklarını,hangi fonksiyonları yerine getirmeleri gerektiğini tanımlamaktadır. Artık hiçbir bilginin gizliliğinin kalmadığı ,yeryüzündeki tüm toplumlara bilişim teknolojileri sayesinde ulaşabildiği 21.yy konjonktüründe ,üniversiteler de hiçbir politik ve ideolojik kaygı taşımaksızın çağdaş bilgi toplumundaki yerlerini almalıdırlar.
Türkiye açısından üniversitelerin hala bir geçim ve iktidar kurumları olarak değerlendirilmeleri ,üniversitelerin varoluş felsefeleri ve toplumsal işlevleri açısından bakıldığında önemli çelişkilere uğramaktadırlar.Türkiye'de işsizliğin yoğun olması,üniversite dışı alternatif çalışma olanaklarının yetersiz olması,toplumun bu kurumlara geniş ölçüde ekonomik kaygılarla yönelmesinden dolayı bu kurumların esas misyonu olan toplumsal kalkınma ve planlamada öncülülük rolü gölgede kalmaktadır.Bu durum da statüko yanlısı,iktidar gruplarının amaçlarına hizmet etmektedir.Topluma maliyeti ise güvensizlik,yalnızlık ve niteliksizliktir. İdeoloji ve iktidar merkezinde şekillenen hiçbir üniversite amaçlana sosyoekenomik kalkınmayı ve işlevsel tabakalaşmayı sağlayamaz.Çünkü,üniversite ,ontolojik olarak bilim ve özgürlük kurumlarıdırlar.Bilgi üretimi,ekonomik meslek edindirme,sosyal kalkınma ve dünyayla bilimsel ve teknolojik bütünlük içinde olmak üniversitelerin temel rolleri arasında yer alır. Bilgi toplumunun üniversitesi politik ve ideolojik kaygı güdemez.Davis ve Moore'un şu sosyolojik önermeleri "Toplumsal tabakalaşma en nitelikli kişilerin en önemli mevkilere gelebilmeleri açısından işlevseldir."üniversitelerin önemli bir hassasiyeti olmalıdır.Üniversiteler topluma kitlesel değil,çağdaş liberal bir vizyonla bakmalıdır.Nitelikli bireyleri üniversitenin kendisi arayabilmeli ve toplum-bilim yararına işletebilmelidir.Bir ülkede yetenekli ve nitelikli bireyler üniversitelerin peşinden koşturuyorsa ,o ülkenin üniversitesi varlık amacını sorgulamalıdır.Böyle bir toplumda üniversitenin varlığından değil,ancak simülatif varlığından söz edilebilir.
Bilime,nesnel bilgiyeulaşabilme ve bilimin alan ve işlevi bağlamında bilim felsefesine Popper,bilimsel önermelerin geçerliliklerinde "yanlışlanabilirlik"esasını Kuhn,bilimsel araştırmaların ve ilerlemelerinin bilim anlayışlarınca (paradigma)yönlendirildiğini savunmakla ,Wittgeinstaine dil dünyasında nesnel olan ile öznel olanı belirlemekle,Feyerabend ise bilimsel bilginin yanında farklı bilgi türlerinin de varlığını anlamlı ve kabul edilebilir olarak değerlendirmekle katkıda bulunmuşlardır.Bütün bu katkılar pozitif(bilimsel)bilginin politik ve ideolojik araçsallaşmasının önüne engel olabilmek için bilime yapılan bir katkıdır.Üniversitenin temel felsefesi postmodernizm değil,pozitivizmdir.Popper'ı,Kuhn'u,Wittgeinstaine'ı ve Feyerabend'i içine alan bir pozitivizmdir.Çağdaş bilgi toplumunun üniversitesi giriş kapısına ,özümseyerek,şu ilke ve ideali yazmalıdır."Egemenlik kayıtsız şartsız bilimindir,bilgi toplumunundur."Postmodern(nihilist,hiççi)hiçbir anlayışın "bilimi merkez alan"bir kurumda yaşama şansı yoktur.Bu anlayış bilim kurumlarına sızdığındandır ki üniversite temel fonksiyonunu icra edememektedir.Nietzsche'nin hayaleti üniversite laboratuvarında ve anfisinde dolaştığı sürece paradigmal olarak bu kurum sürekli bir rol sapması pozisyonunda kalacaktır.
Toplumsal değişim ve gelişim kurumları olması gereken üniversiteler,bu noktada kendi yapılarını sorgulamalı ve toplumun tüm katmanlarıyla bütünleşebilmenin yollarını aramalıdırlar.Aksi halde Tocqueville'in gözlemlediği şu endişesi gerçekleşmiş olur."Yeni toplumların hergün değişeceklerine inanılıyor,ben onların aynı kurumlarda ,aynı önyargılarda,aynı geleneklerde insan türünü durduracak ,düşünceyi yeni düşünceler yaratmadan sonsuz biçimde kendi içine kapatacak ,insanı küçük,yalnız ve yararsız haraketlerde tüketecek ve durmaksızın kıpırdayan insanlığın hiç ilerlememesini sağlayacak biçimde sabit kalmasından korkarım.(Akt:Aron 1998:188)
21.yy'a girerken ,insanlığın tarihsel-toplumsal çabalarınınbir kazanımı olan bilgi toplumu tüm toplumsal kurumları ve değerleri etkilediği gibi ,üniversitenin amaç ve sonuçlarını da dönüştürmüştür.Bu sayede bilimadamları,öğretim üyeleri ve öğrenciler mesleki uzmanlaşmanın yanında global bir vizyona kavuşmuşlardır."Sanayi sonrası toplumu,toplumsal kontrol,değişim ve yeniliklerin yönlendirilmesi bağlamında ,bilgi etrafında örgütlenmiştir,bu da sırasıyla siyasal olarak yönetilecek yeni toplumsal ilişkilere ve yeni yapılara neden olur.(Bell 1973:20)
Sanayi/kapitalist toplumların ideolojik ve sınıfsal çekişmelerinin çevresinde kurumsallaşan bir üniversite ,kendini yapısal ve felsefi bir reforma tabi tutarak bilgi toplumunun dinamiklerine kendini uydurmak zorundadır.Bu zorunluluk,çağdaş insanın beklentilerini ,bir dünya yurttaşı olarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak şeklinde kendini göstermektedir.Bu gereksinim Türkiye toplumu için daha bir hayati öneme sahiptir.Türkiye bilgi toplumuna ulaşmayı hedeflemişse ,ideolojik ve sınıfsal dokusunu üniversitelerden arındırmalıdır.Tarihsel süreçte ,sanayileşmesinin tamalayamadan "sanayi sonrası topluma" bir sıçrama gerçekleştirmek istiyorsa ki AB süreci ve küreselleşme olguları Türkiye'nin bu yolda olduğunu gösteriyor.Bunun gereği de siyasal reformların yanında ,sosyal ve eğitsel reformları da gerçekleştirmektir.Bu aşamada üniversitelerin niceliksel gelişiminin yanında niteliksel gelişimine de önem vermelidir. Araştırmacı,özgürlükçü,bireysel niteliğe ve gelişime önem veren ,toplumun tüm alanlarında ihtiyaç duyulan bilgiye ulaşabilen ve bunu toplumla paylaşan üniversite aktif bir bilgi toplumunun lokomotifi olacaktır.Üniversiteler ,ideolojik ve politik tarihsel kalıntılardan ,şahsi çıkar ve güç alanları olarak değerlendirilmekten kurtarılıp ,varlık amaçlarına üasıl işlevlerine kavuşturulmalıdırlar.Kendine yabancılaş(tırıl)mamış bir üniversite toplumun ilerletici motoru olacaktır. Etzioni,bir toplumun üyelerinin arzuladığı hedefler konusunda bilgi sağlayabilmek için empirk çalışmaların önemini vurgular.Aktif topluma erişebilmek ,yalnızca bilimsel araştırma ile sağlanan yeterli bilgi ,toplum aktörlerinin yolunu aydınlattığında mümkün olacaktır.(Poloma 1993 :316)
Etkin bir toplum ,gereksinim duyduğu bilgileri ,hedefleri doğrultusunda üretebilmeli ve kullanabilmelidir.Bu bilgi,ideolojik ya da politik değil,olgulara dayanan bilimsel bilgidir.Ancak bu bilgi ,toplumu yaşadığı dünyayı ve kendini tanımasında ve kavramasında aydınlatıcı olabilir.B unu yolu da bilim ve bilgi kurumları olan üniversitelerin kendi asli fonksiyonu olan bilimsel bilgiyi üretmek ve bu bilgiyi toplumsallaştırmaktan geçer.Yine bu noktada da bilgi de ideolojik ve ya şahsi çıkar/iktidara araç edilen değil,toplumun önünü aydınlatan nesnel bilgi çevresinde/anlayışında değerlendirilmelidir.Üniversiteler bilimsel bilgi sanayii ve bilgi toplumunun kütüphaneleri konumuna oturtulmalıdırlar. Entelektüel teknoloji ,şeylerin yeniden üretilebilir tarzda yapım yolunu belirleyen ve sorun-çözümünde sezgisel yargının yerini alabilecek bilimsel bilgiyi içerir.(Poloma 1993 :325)
Çağdaş bilgi toplumunun üniversitesi gerek fen gerekse de sosyal alanda bilimsel bilgiyi rehber almak ve sorun çözümleme danışmanları olarak kendi yapılarını oluşturmalıdırlar. Üniversitelerin bilgi toplumuna uyumu sürecinde siyasal kurum da (devlet) bu yönde bir amaç ve politika ile kendini yapılandırmalıdır.Devlet,toplumun tüm kesimlerine ,gruplarına ve bireylerine aynı mesafede durarak akılcı olmalı ve hukukun üstünlüğünü misyon edinmelidir.Üniversitelerin tökezlemelerindeki bir engel de siyasal irade ve anlayişin kendini bu bağlamda yenileyememesidir.Bryan S.Turner'ın statü toplulukları üzerinde yaptığı şu gözlem Türkiye toplumu açısından oldukça aydınlatıcıdır."Eşitlik bayrağı altında refah,sosyal ve eğitsel kazanımlar peşinde olan toplumsal grupların politik açıdan örgütlenmesi ,sısk sık sosyal sınıf bağlılıklarını dikey kesen statü bloklarının oluşumuna yol açar.Bu statü blokları ,görece başarılı oldukları zaman ,devletin yanaşmaları(client)haline gelir,sonra da devletin yönetsel denetimi altına girerler.Nitekim statü politikası günümüz siyasal hayatın temel bir yönü haline gelmiştir."(Turner 2000:57)
Bu oluşum sosyal/kültürel ayrışmayı meydana getirdiği gibi ,sosyal kurumların da esas işlevlerini bozmaktadır.Üniversite açısından, eğitim kurumlarının toplumsal fonksiyonları ideoloji ve iktidar tarafından saptırılmaktadır.Bu da aktif bir toplumun önemli bir handikapıdır. Sözün sonunda ,üniversiteler sivil toplumun bireyleri ve kuruluşlarıyla koordineli bir ilişki içinde ,işbirliği yaparak gelişmeye öncülük etmeli,toplumsal talep ve ihtiyaçlara göre ,bilimin gösterdiği şekilde kendilerini yapılandırmalıdırlar.Ekonomik ve sosyal yaşamın geniş ölçüde "bilgi"ye dayandığı bilgi toplumunun üniversitesi,çağdaş bilim ve bilgi toplumunun dinamiklerine uygun bir yapı ve misyona sahip olmalıdır. |